Ardindan, bir pazar gorup icine daldik. 6th avenue 41th st uzerinde ve sanirim Cumartesi gunleri kuruluyor. Cin pazari gibi ama saticilar Cin'li degil. Urunler sehirdeki fiyatlara gore biraz daha ucuz ama son derece kaltesiz.
Hedefimiz bugun bir kac tane muze gezmek ama bakalim basarabilecek miyiz?
En yakin olandan MoMA (Museum of Modern Art) baslamaya karar verdik. Yol uzerinde Barnes and Nobles'a girip biraz dolastik. Bizdeki D&R ayarinda, kitap, dergi, Dvd, kirtasiye vb urunleri satan bir zincir magaza. "You've got mail" filminde Tom Hanks bu magazanin patronu rolundeydi. Kucuk bir kitap dukkani olan Meg Ryan ile catisiyorlardi.
Not: Etrafta hiic kucuk sahaf falan yok.
Artik telefonda internet baglantimiz oldugu icin her yeri kolayca buluyoruz. Telefon yardimiyla ilk MoMa'yi bulduk.
6 katli. Son katinda muzeye dair urunler satan bir store ve restoran var.
İlgimizi ceken birkac Modern Sanat urunu;
5 kat dolasmak tahminimizden cok zaman aldi.Yorulduk ve de aciktik. Bir subesi İstinye Park'ta da acilan Shake&Shack'e gidiyoruz. İstinye'de yedigimde koftesini cok yagli bulmustum. Burda farklidir diye tekrar denedim. Ama birebir aynisiymis. Merak edenlere duyurulur.
Hem gelmeden once hem geldikten sonra www.nycgo.com adresini inceleyip sehirdeki etkinlikleri arastirdim. (Cok faydali bir site.Bi cok bilgiye buradan ulastim) Bugun 152nd st'te sokak festivali var diye metroya atlayip 152nd st'nin yolunu tuttuk.
Metroya bindigimiz istasyon 42th streetten basliyordu. Metro 100th streetlere geldiginde metrodaki profil degismeye basladi. Bi anda sadece zenciler inip binmeye basladi. Ustelik daha once gordugumuz zencilerden daha pejmurdelerdi. Vagondaki, belki de tum metrodaki tek beyaz bizdik.
Himm haritaya bir bakalim Harlem neredeymis demek iste o anda aklimiza geldi. Biraz korkmus olabilir miyiz???
Harlem'in 125th streetten baslayip devam eden bir mahalle oldugunu orada kesfediyoruz. Biraz streslendik ama zaten gitmeyi de planladigimiz icin durumun keyfini cikarmaya karar verdik. Metrodan cikarken nasil bi yere cikacagimizi cok merak ediyorduk.
10 dakika once gokdelenlerle kapli, renkli isil isil magazalarin arasindayken bir anda bambaska bi diyara geldik. Binalar ya lojman gibi ya da 4-5 katli ve kasvetli. Yollarda motosikletli zenciler birbirleriyle yarisiyor. Genc bi kadin arabalara el kaldiriyor. Bi araba durunca soforle hararetli konusuyor. Konusmadan sonra araba gidiyor ve kadin arkasindan bagirarak birseyler soyluyor.
Goruntuler, aslinda filmlerden tanidigimiz goruntuler. O sokaklari, binalari, tipleri yakindan gormek cok hosumuza gidiyor.
Hedeften sasmayip sokak festivalinin oldugu sokagi ariyoruz. Yurudukce alisiyoruz. Herkes kendi halinde, kafasini cevirip bakmiyorlar bile.
Festivel yerini bulduk. Sokakta pazar kurulmus, sokagin sonunda ise "Harlem School of Arts" var. Etkinligi de bu okul duzenlemis. Okulun onunde sahne kurulmus ve sanatcilar burada sarki soyleyip halki costuruyor.
Bir kac sarki dinliyoruz ve kendimizi Harlem sokaklarina birakiyoruz. Hersey ama hersey filmerdeki gibi. Laundryler, kuafor salonu (Camdan fon ceken ve cektiren full makyajli kadinlari goruyosun),okullari, beyzbol ve basketbol sahalari gibi...
152'den 127'ye kadar yuruyoruz. 127'de Maison of Harlem isimli bir bara girip bira iciyoruz.
Barmen cok guzel ve cool (Halle Barry'den daha guzel) diger calisanlar cok sempatik. Barda oturan diger tipler ise cok renkli. Film sahnesinde gibi, cok buyulendik. Harlem en cok keyif aldigimiz yerlerden biri oldu.
Metroyla otele donuyoruz. Donuste de yine 100th streetten geri sayim oldugunda profil degisiyor, beyaz sayisi artiyor.
Otele gelip oturdugumuzda ne kadar yoruldugumuzu anliyoruz ama bu kez dinlenmek icin fazla zaman yok. 20:30'da the View restoranda rezervasyonumuz var hazirlanip cikmamiz gerekiyor. www.theviewnyc.com
Restaurant Times Square civarinda Marriot Marquise otelin rooftopi. Oteli ve restorana cikan asansor kuyrugundaki tipleri gorunce fix menu ayarladigim icin mutlu oluyorum. Upuzun sira var, rezervasyon varsa sira beklemiyorsun. Asansor muhtesem, hizli tren gibi. Restorana girdiginde once check in yapiyorsun ve diger check in yaptiranlarla beraber seni masana alsinlar diye bekliyorsun. Bu arada restoranin 360 derece ve donen bir restoran oldugunu belirtmek isterim. Zaten sirf bu yuzden tercih ettim.
Garsonlar ari gibi calisiyor, surekli yeni insanlar giriyor, check in bankosunun onunde buyuk kalabalik. Bunlar biraz rahatsiz etti. Bu arada foursqare yorumlarini okuyorum. Okudukca da mekandan uzaklasiyorum. 15 dk sonra bizi nihayet bir masaya aldilar. Cam kenari degil, cam kenari tercihiniz varsa 1 saat beklemelisiniz dediler. Dusunduk ve aksamimizi orda gecirmek istemedigimize karar verip ayrildik. Ama firsat bulursak lounge barina birseyler icmeye gidecegiz. Foursquare'de lounge'la ilgili cok olumlu yorumlar var.
Peki ne yiyecegiz? Geldigimizden beri steak yemedigimizi dusunerek steak yemeye karar veriyoruz. Yine Foursquare'de puani en yuksek olan bir steakhouse'a 21:45'e rezervasyon yaptiriyoruz.Cok ac olmadigimiz icin 45 dk kadar Times Square'de takilmak istedik cunku aksam saatlerinde cok keyifli oluyor.
21:45'te Keens Steakhouse'dayiz. www.keens.com Burasi da taminimizden cok farkli cikiyor. Biz Turkiye'deki steakhouselar gibi bi yer beklerken son derece şık, beyaz masa ortulu, 1885'te kurulmus, dekorasyonu da tarih kokan bir mekanla karsilasiyoruz. Bu kez ariza yapmak yok oturup yicez:))
İkimiz de fillet mignon istedik. Cunku, diger tum urunler cok kocamandi:)
Fillet Mignon cok lezzetliydi, tavsiye ederiz.
Sonra otele yine metroyla donus.




















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder