Ote yandan aklimizin İstanbul'da kalmasini gerektiren seyler de yasamiyor degiliz. Ailemizi, arkadaslarimizi cok cok ozluyoruz. Ruzgar'in ilk dogumgununu kaciriyoruz mesela:((
San Francisco'yu yasadikca sevmeye basliyoruz. Bugun yaptiklarimizi anlatinca, sizin de iciniz isinacak:)) Otelden Golden Gate Park'a gitmek uzere cikiyoruz. Mesafe uzun diye otobusle gitmeye karar verip, duraga gidiyoruz. Bekledigimiz otobus bir turlu gelmiyor, tam taksiyle gitmeye karar vermisken ilgimizi cekecek baska bir otobus geliyor. Rota degisti Castro'ya gidiyoruz. Castro, Amerika'nin ve dunyanin en buyuk ve en bilinen escinsel mahallesi. Epey ilginc bir mahalle, birazdan detaylari anlaticam. Ama oncesinde bindigimiz otobuse bi bakar misiniz? Cok sevimli degil mi? 1949'dan beri durmadan calismis. Kablolu, elektrikle calisiyor ve sehirde "Street Bus" diye biliniyor.
İnmek istediginiz duraga gelmeden once, sag ustte, camin tam bittigi yerdeki sari kabloyu asagiya dogru cekiyorsunuz. Tum isiklar ve "Stop Request" dugmesi yaniyor. Ben de Castro'ya gelince heyecanla sari kabloyu cektim, meger son durakmis:))
Castro, 1960'li yillarda isci mahallesinden, escinsel mahallesine donusmus bir Bolge.
Amerika'daki ve de tum dunyadaki escinsellerin goc ettigi bu bolge LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksuel, Transseksuel) kimliginin sembolu haline donusmus Gokkusagi bayraklariyla donatilmis.
6 renkten olusan bu gokkusagi bayragini (Rainbow Flag) 1978 yilinda San Francisco'lu sanatci Gilbert Baker tasarlamis.
İlk olarak San Francisco'da ve tum California'da LGBT'nin simgesiyken kisa sure sonra tum dunyada LGBT simgesi olarak taninir hale gelmis.
Sokak oldukca duzenli ve Victoria donemine ait son derece guzel evlerle dolu. Evine gokkusagi bayragi asarak "bu evde gay yasiyor" mesaji veriyorsun.
Mahalledeki, hemen hemen her evde bayrak var. Sokaklar ise epey senlikli...
Official markalarin (Lewis, Starbucks vs) vitrinleri bile farkli. Magazalardan ve Castro Starbucks'tan goruntuler...
Herseyleri gokkusagi renklerinde..
Bu sapka digerleri gibi olmayacak, soz her firsatta takicam:))
Bu mesaj Ozgur icin.
Ruzgar baslayincaya kadar sapkamla mutluyum.
Yine yurume modundayiz, hava da henuz cok soguk degil. Haritayi aciyoruz, bakalim nereye yakiniz. Himmm, soyle cok saglam bir yokus cikip, ardindan uzuun bir yokus inip, saga donduk mu, Golden Gate Parktayiz. Gozumuz korkmuyor degil ama biz bu yurume isine epey sardik:)) Yol boyunca cok guzel sokaklar, cok guzel evler goruyoruz.
Parka gelmeyi basariyoruz.
Golden Gate Park'ta oturunca, kararlastirmamiz gereken bir konuyu konusuyoruz. Mevzu, Los Angeles'a arabayla mi gidelim (7-8 saat) yoksa ucak bileti mi alalim? Maddi olarak ikisi de hemen hemen ayni, ucak biraz daha ucuz. Arac kiralama neden ucaktan pahali derseniz, sebebi su; SF'te alip LA'de birakinca "farkli yerde teslimat" (drop charge) ucreti aliyorlar. Bu konu, İstanbul'dayken de, o gunku modumuza gore karar vermek uzere askiya alinmisti. Yol yapmak ister miyiz, istemez miyiz kestiremedigimiz icin onceden karar vermemistik. Telefondan SF-LA arasi rotalara bakiyoruz. Sahilin hep dibinden giden bir rota dikkatimizi cekiyor. Amaan İstanbul-Antalya arasi gibi nedir ki? Diyerek birbirimizi gazlayip, yeni bir macera kararini daha vermis oluyoruz:))
Acikiyoruz ve parkin disina cikiyoruz. Yine Foursquare yardimiyla bi Meksika restorani buluyoruz. Amerika'ya geldigim ilk gunden beri Meksika restorani Meksika restorani diye sayikliyorum. Ama bi turlu kismet olmuyor. Oglen oglen boyle bi yer bulunca atliyorum tabii. Nopalito'dayiz ve gelsin tacolar.
Garsonumuzda simdiye kadar karsilastiklarimizin hem en akillisi hem de en cana yakini. Garsonun da yardimiyla, peynirsiz 3 guzel sey siparis veriyoruz.
Suyla beraber en once bunu getiriyorlar. Aci baharatlarla kavrulmus nohut. Kitir kitir ve cok lezzetli. Adini sormayi unutuyorum, guya blog yazariyim:))
Soldaki hamburger degil. Avakado ve Mexica soslariyla yapilmis tavuklu sandevic. Aa bunlarin da isimlerini not alsaydim keske..
Cok guzel, hayal ettigimden de guzel cikiyor. San Francisco'daki ikinci tavsiyem. Benim icin ilk siradaki en iyi yemek adresi. Ne yapip edin burayi bulun. www.nopalitosf.com (Yanlislikla Napolito yazmayin)
Parka geri donuyoruz ve asagidaki manzaralar esliginde yuruyoruz.
Parkta'ki gollerden birinde deniz bisikleti kiraliyoruz. Pedal Boat demek daha dogru gibi. Turkce karsiligini ben mi yanlis biliyorum acaba??
Herneyse, golun tamamini gezmemiz 45 dk suruyor.
Sonraki istikamet Japanese Tea Garden ve Botanik Park. Yakininda oldugumuz icin ulasmamiz kisa suruyor. 17:55 variyoruz. Giris kapisina geldigimizde iceri almiyorlar. 18:00'de kapaniyormus:(( Botanik Parkta ayni sekilde olunca otobus duraginin yolunu tutuyoruz. Union Square'e gidip giyecek birseyler almaya karar veriyoruz. Yaz tatili dusunulerek hazirladigimiz valizimiz SanFrancisco'da ne yazik ki isimize yaramiyor. Neyseki birer sweatshirt koymayi akil etmisiz de simdiye kadar onunla idare edebildik:))
21:00'deki Bourbon Steak randevumuza kadar bir kac bisey aliyoruz.
Bourbon Steak, populer, şık bir mekan. Rezervasyonsuz yer bulmak zor olacagi icin biz dunden planlamamizi yapmistik.
Cok hos bir salon ve guzel bir karsilamanin ardindan siparislerimizi veriyoruz. Kizarmis mantar, firinlanis patates, Fillet Mignon ve Rib Eye Steak ve kirmizi sarap istiyoruz.




































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder